31 Ağustos 2011 - 19:30

Türk dış politikası bölgesel ve küresel gelişmelerin kıskacında, sancılı süreçlerden geçiyor…

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bir yüzü batıya dönük olan bu stratejik ortaklık tablosunun, Ortadoğu denkleminde ‘’ varlık ‘’ ve ‘’ kimlik ‘’ mücadelesi veriyor oluşu, komşuları karşısında belirlediği pozisyon ve bölge halklarının özgürlük mücadelesine destek iddiası, düşündürücü tutarsızlıklar sergiliyor.

Özellikle Libya ve Suriye konusundaki tercihler, Türk dış politikasının temel açmazlarına işaret ediyor…

AB ve ABD’NİN Libya konusundaki hedeflerine ciddi katkılar sunan Ankara’nın, beklentilerine ne ölçüde ulaşıp ulaşamayacağını zaman gösterecek. Ancak Libya’daki gelişmelerin ortaya koyacağı sonuçlar, Ankara’nın beklentilerinin boşa çıkacağı yönünde emareler taşıyor.

Libyalı muhaliflerin, Kaddafi sonrası ‘’ ulusal bir inisiyatif ‘’ sergileyebileceklerini düşünmek, ciddi yanılgılar doğuracaktır.

Zira Libya’daki durum sanıldığının aksine, ulusal mutabakat sağlama yönünde ciddi belirsizlikler taşıyor.

Halkın beklentilerini karşılama iddiasında bulunan muhaliflerin, izlenecek yol açısından yaşadığı çaresizlik ve kararsızlık, söz konusu belirsizliklerin en somut göstergesidir.

Halkın temel ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı, petrol gelirlerinin paylaşımı konusunda ne tür bir yol izleneceği, kabileler arasındaki dengelerin nasıl sağlanacağı, AB, ABD ve destekçi ülkelerin taleplerine nasıl karşılık verileceği ve finansman sorunlarının nasıl aşılacağı ciddi bir merak konusu olmaya devam ediyor…

Kuşkusuz Libya petrolü ve doğalgazı üzerinde yapılan hesaplar, sürecin nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları içeriyor.

Ankara’nın, bir kısmı hibe olmak üzere Libyalı muhaliflere aktardığı finansal destek de bu konuda belli bir pay sahibi olma amacı taşıdığına işaret ediyor.

Libya’yı kan gölüne çeviren batılı koalisyonun suç dosyasının, Kaddafi’nin 40 yıllık sabıkasını unutturduğu gerçeğinin altının çizilmesi gerekiyor. Bu şartlar, Libya’daki durumun kısa ve orta vadede istikrara kavuşamayacağını gösteriyor.

Sonuç olarak, söz konusu tutarsız tablo içerisinde, Ankara’nın Libya konusundaki tavrının; ‘’ sürdürülebilir rasyonel bir tavır ‘’ olmadığı anlaşılıyor.

Keza Suriye konusunda da aynı tutarsız tercihler, Ankara’yı, hiç de arzu etmeyeceği sonuçlarla baş başa bırakacaktır.

Güney komşusu Suriye ile ilişkileri sıfır sorun noktasına taşımışken, Ankara’nın bu keskin tavır değişikliği de yine üzerinde ciddi anlamda durulması gereken bir husustur.

Tarih, kültür ve inanç ortaklığında bulunduğumuz Suriye’ye karşı kullanılan sert ve keskin üslup, anlaşılabilir sınırları zorlayan amaçları akıllara getirmektedir.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, Suriye’ye yönelik kullandığı sert üslubun, Beyaz Saray tarafından eleştirilerek, rölanti ayarına tabi tutulma ihtiyacının hissedilmesi de ayrıca dikkat çekici bir husustur.

İlişkilerdeki tansiyon derecesinin bile Beyaz Saray tarafından kontrol ediliyor oluşu oldukça anlamlıdır.

Ankara’nın kullandığı üslup ve takındığı tavır, bilindik batı tarzı ‘’ diplomatik taciz ‘’ izlerini taşıyor. Türk halkı tarafından yadırganan bu garip tutum, Türk dış politika geleneğine aykırı bir tutum olarak karşımıza çıkmaktadır.

İran, Rusya ve Çin bloku karşısında, Batı yanlısı tutuma eşlik eden Ankara’nın bu tavrının, Türk kamuoyu tarafından dikkatle izlendiğini ve Suriye halkının geleceğinden çok, müttefik ortaklığın çıkarlarına yönelik bir tavır benimsendiğini belirtmek gerekiyor.

Ankara’nın, uzun yıllardır sıcak ve yakın ilişkiler sürdürdüğü Libya ve Suriye konusundaki ani tavır değişikliği, Türk dış politikasının uğradığı ciddi sapmaları tespit açısından oldukça önemlidir.

Söz konusu politik tercihlerin, orta ve uzun vadede Türkiye’yi sürükleyeceği çıkmazları ve bölgesel dengeler açısından karşı karşıya kalacağı ürkütücü tehlikeleri beraberinde getireceği çok açıktır.

Son 10 yılda, bölgesel ve küresel açıdan büyük bir güç ve prestij kaybına uğrayan AB ve ABD ile birlikte; sonuçsuz kalacak bir maceraya atılmak, Türkiye açısından olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.

‘’ Ortadoğu halklarının özgürlük taleplerini haklı bulma iddiamız ‘’ ile ‘’ içinde yer aldığımız batılı ittifakın hedefleri ‘’ ciddi anlamda çelişmektedir!

Türk halkı öncelikle; bu açık çelişkinin ortadan kaldırılarak, tutarlı bir çizgi benimsenmesini bekliyor.

Sedat AKMERCAN